Metin Uca’nın cenazesi hala tartışılıyor… Yazarlar köşesine taşıdı

Kocaeli Dilovası’nda geçirdiği trafik kazası sonrasında hastanede verdiği yaşam mücadelesini kaybeden televizyon programcısı, yazar ve sunucu Metin Uca (62) Ankara’da kılınan cenaze namazı sonrasına son yolculuğuna uğurlandı.

Uca’nın geçmişte söylediği “Yakılarak ölüp küllerimin de İstanbul Boğazı’ndan serpilmesini istiyorum” sözlerini ele alan bazı yazarlar, cenaze namazına dair tartışmaları sürdürdü.

Metin Uca ile gündeme geldi… Odatv peşine düştü… Naaşı yakılacak mıGüncel

KARAHASANOĞLU: “HAYATI BOYUNCA DİNDARLARLA ALAY EDEN…”

Yeni Akit yazarı Ali Karahasanoğlu, “Metin Uca cenazesi niye Sinagog’a değil de camiye?” başlıklı yazısında, Metin Uca’ya camide cenaze namazı kılınmasını eleştirerek şunları söyledi:

“İnsanoğlu ne kadar nankör..

Ne kadar kibirli..

Ne kadar sahtekar.

Hayatlarında, sanki hiç ölmeyecekmiş, sanki dünyaya kazık çakacakmış gibi bir algı ile..

“Benim cenaze namazımı kılmayın. Benin cenazemi yakın” diyorlar..

Sonra..

Öldüklerinde, en yakınındakiler bile..

O isteğe karşı çıkıyor, cenazeyi getirip, camiye koyuyorlar..

İçlerinden birçoğu namazını kılmasa da..

Cami cemaatinden namazı kılmalarını istiyorlar..

Son somut örnek, hayatı boyunca dindarlarla alay eden, onları tahkir eden, cenazesinin yakılmasını isteyen ama cenaze namazı yine Müslümanların önüne konulan Metin Uca..

Ben kendisini 28 Şubat sürecinde, dindarlara yaptığı hakaretlerle hatırlıyorum ama..

“Belki son yıllarda kendisini düzeltmiştir” diye, “bir de sosyal medya hesabına bakayım” dedim..

Bir şey değişmemiş..

62 yaşına gelmiş ama..

Yine dindarlarla hakaret ile ömrünü tamamlamış..”

YAKINCA: “CANIMIZIN İSTEDİĞİNİ TÜRK BAYRAĞINA SARAMIYORUZ”

Gaffar Yakınca, Aydınlık’taki “Bir tuhaf cenaze merasimi” başlıklı yazısında, Uca’nın tabutuna Türk bayrağı konulmasını eleştirerek şunları yazdı:

“Metin Uca’nın cenaze merasimi saçmalık derecesinde tuhaftı. Türk bayrağına sarılı halde bir tiyatro sahnesine yerleştirilmiş tabut, fonda Mozart’ın Türk Marşı, tabutu omuzlayan zabıtalar ve orta yerde dolanıp duran bir imam.

Cenaze törenlerindeki semboller önemsenmeli ise rezalet, önemsemeye gerek yoksa yine rezalet.
Uca’nın vasiyeti mi böyleydi bilmiyoruz ama, sebep ne olursa olsun, tabutun Türk bayrağına sarılmış olması yasaya aykırı. Çünkü yasaya göre canımızın istediğini Türk bayrağına saramıyoruz. Belki sembolik olarak tabutun üstüne bir bayrak örtülebilir ama tabutunuz bayrağa sarılması için yasada tanımlanan kişilerden biri olmanız lazım ve Uca bunlardan biri değildi.

Peki kimdi? Eni konu bir TV sunucusu idi. Yaşamının son on yılını ise aşırı derecede muhalif bir çizgide geçirdi. Muhalif derken siyasi bir ideolojiden veya düzene muhalefetten söz etmiyorum, Uca hiçbir zaman öyle biri olmadı, ana akım medyada sivrilmiş sıradan tiplerden biriydi.”

ÇAĞLAR: “CENAZESİ NEDEN ISRARLA CAMİDEN KALKAR”

Takvim gazetesinden İsmail Çağlar “Musallada Ateist Cenazesi” başlıklı yazısında, cenaze namazının kılınmasının İslami olarak doğru olmadığını öne sürerek şunları söyledi:

“Uca yapıp ettikleri, söyledikleri, durduğu yer ile hayatı boyunca İslam düşmanı bir çizgideydi. Daha sonra öğrendik ki Müslüman olmadığını ve cenazesinin Müslüman usulüne göre kaldırılmasını istemediğini beyan etmiş. Ne diyelim inancınca göre muamele görsün, varsa eğer dinince dinlensin.

İnşallah günün birinde cesur ve aklı başında bir hoca efendi çıkıp fıkhı boyutuna bir açıklık getirir; Müslüman olmadığını beyan eden kişinin cenazesi yakınlarının talebi üzerine camiden kalkabilir mi? Bu İslam fıkhına göre caiz midir? Yakınlarının Müslümandı ve cenazesi camiden kalkacak demeleri yeterli midir?

Gelelim işin sosyolojik boyutuna; pek haklı olarak toplumun bir kesimi ömrünü İslam karşıtlığı ile geçirmiş kişilerin amiyane tabirle imamın kayığına bindirilmesine karşı çıkıyor. En hafif tabirle içlerine sinmiyor. En hafif tabirle derken kendimi referans alıyorum. Temennim cenazenin, düğünün, bayramın niza meselesi olmamasıdır. Keşke Uca hayattayken diline sahip çıksaydı da bu meseleleri konuşmasaydık. Ama öyle olmadı. Eh, haliyle bunun bir bedeli olmalı diye düşünmeden kendimi alamıyorum.

Peki neden ömrü İslam düşmanlığı ile geçmiş, üstelik Uca gibi cenaze namazının kılınmamasını vasiyet etmiş kişilerin cenazesi ısrarla camiden kalkar? Cevabı söz ile basit ama anlamı derin. Çünkü bu toplumda dinden başka hayatı ve dolayısı ile ölümü anlamlı kılacak bir düşünce, fenomen, ortak değer yok..”

DAĞÜSTÜN: “ÖLÜLERİMİZİ HUZUR İÇİNDE UĞURLAMAMIZI BİLE İSTEMİYORLAR”

Birgün gazetesindeki köşesinde Güvenç Dağüstün, “Veda” başlıklı yazısında Metin Uca hakkında yazılan olumsuz yorumları ve ölenin arkasından konuşulmasını eleştirerek şunları söyledi:

“Geçtiğimiz hafta da canım Metin Uca’nın kaybı ile sarsıldım. Yüreğim kaldırmıyor artık.

Ölülerimizi huzur içinde uğurlamamızı bile istemiyorlar. Metin’in ardından bir insanımsı sürünün yazıp çizdikleri akıl alır gibi değil.

Metin, pırlanta gibi bir adamdı. Hep dik durmuş, hiç eğilip bükülmemiş, hep çalışan, üreten, belki ağlarken bile güldüren, yakışıklı, güzel bir beyefendiydi. Kimseyi incitmeyen, insana, hayvana, doğaya saygılı, sevgili, yeri doldurulamayacak bir dosttu.

Kendisine bakan, doğru dürüst içkisi, sigarası bile olmayan bu adamın yüreğine kan taşıyan damarlarını tıkayan şey tam olarak kederdi.

Metin’in yaşamının büyük bölümü mahkeme kapılarında geçti. Hakkında açılmış onlarca dava vardı hala.

Yazık.

Bu ülke, insanlıktan nasibini almamışların ülkesi oldu artık.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x