Melda Onur, İstanbul’un yerel yönetiminin ‘mutfağı’na giriyor

CHP eski İstanbul Milletvekili (2011-2015 dönemi) Melda Onur’u hemen hemen hepimiz tanıyoruz. Kendisi, cesaretin temel bir siyasi değer olduğuna inanan ve sivil topluma (Sosyal Haklar Derneği, İstanbul Kent Savunması’na yakın olan) yönelik ısrarlı taahhütlerinin altında yatan düşüncelerini gizleme gereği duymayan cesur bir kadın. Onur, müstakbel yerel seçim tarihleri göz önüne alındığında, tam zamanında yayımlanan ve muhalefetin İBB’deki 4,5 yıllık iktidarının deneyimine adanan ‘Şehrin ve Başkan’ın 5 Yılı’ kitabında da bu düşüncelere sadık ve zengin deneyimleriyle, eski bir gazeteci (uygun bilgilendirme kaygısı taşıyan), bir nevi eğitimci, angaje bir yurttaş ve bir yaşam ve İstanbul aşığı olarak açık hareket ediyor.

Bu nedenle Onur’un kitabında ne bir nostalji –ki İstanbul’la ilgili literatürün çoğunda bu çok yaygındır: “Ah, 1994’ten önce İstanbul ne güzeldi!” Ne genellikle nostaljiyle birleşen bir eğilim olan karamsarlık ve kasvet ne de yönetim deneyiminin gergin ve zor koşulları üzerine bir ağıt var. Ne de partizan küçümseme ya da ideolojik kavgalar. Bunların hiçbiri yok. Neo-liberalizm veya neo-Osmanlıcılık hakkında çoğu zaman boş olan genel değerlendirmeler de yok.

KESİN, SOMUT, POZİTİF

Melda Onur, kesin, somut ve pozitif: İstanbul’a, onun istisnailiğine, potansiyeline, insan kaynaklarına, gençlerine, kadınlarına inanıyor ve mesleklerini icra eden insanlarla, tekil olgularla ve mekanlarla ilgileniyor (metinde adı geçen yerlerin bir dizininin olmamasına üzülebiliriz; yine de elimizde sadece özel isimlerden oluşan faydalı bir dizin var).

Yazarın 360 sayfada sunduğu analiz, Başkan İmamoğlu’nun şahsına odaklanmıyor. Körü körüne, koşulsuz bir methetme de yok kitapta. Melda Onur, aslında çoğu kadın olan eleştirel seslere (T. Gül Köksal, Cihan Uzunçarşılı Baysal, Pelin Pınar Giritlioğlu, Suna Kafadar, Mücella Yapıcı) kulak veriyor ve siyasi geçmişini unutmadan ya da inkar etmeden belli bir mesafeyi korumayı biliyor ki bu çok faydalı. Bu inceleme kitabının özgünlüğü, büyükşehir yönetiminden sorumlu olanların kendi “mutfaklarında” dosya dosya görülmesine ve duyulmasına izin vermesinde yatıyor. İmamoğlu ekibinin dümeninde yer alan kadınların oranı, ulusal siyasi iş bölümünün eşitsizliğinde geleneksel olarak kendilerine devredilen sektörlerin ötesinde, toplumsal cinsiyet perspektifinden en baştan vurgulanmalı. Okuyucu, İBB’nin faaliyet alanının geniş kapsamı ve (tamamen veya kısmen) yürütülen girişim ve projelerin çeşitliliği ve özgünlüğü hakkında çok şey öğrenme fırsatını bulacaktır bu kitapta.

Şehrin ve Başkan’ın 5 Yılı, Melda Onur, 360 syf., Doğan Kitap, 2024.

‘Şehrin ve Başkan’ın 5 Yılı’, yeni yerel seçimlerin arifesinde, kamuoyunu özellikle sosyal medyalarda doyuran propaganda, gerçek dışı ve diğer aşırı taraflı yaklaşımların şamatası ve sis perdesinin ötesinde, İmamoğlu yılları hakkında ilk elden verilere dayalı olarak ayrıntılı bilgi edinmek isteyen İstanbullulara yönelik. Kamuoyunu bilgilendirirken de bağırıp çağırmaya hiç gerek duymuyor. Metni okuması keyifli; kitap net bir şekilde kurgulanmış ve İstanbul vakasının ötesinde düşündürmek üzere tutarlı anlatım etaplarını noktalayan alıntılarla süslenmiş (Cahit Sıtkı Tarancı’nın Dolapdere ile ilgili alıntısını özellikle beğendim! s. 140).

ŞEHRİN SAKİNLERİ, SAĞLIĞI, YAŞAMI VE DERİNLİĞİ

Siyasette mutlu kılma gayesi ve İmamoğlu’nun Mart-Haziran 2019 arasında seçilmesinin zor koşulları üzerine kısa bir giriş hatırlatmasından sonra (s. 19-50), geliştirilen politikaların detayları çeşitli başlıklar altında art arda ele alınıyor: “Şehrin sakinleri, sağlığı, yaşamı” ve nihayet “derinliği”. Yazar, tam kapsamlı olma iddiasında bulunmadan, körü körüne övgücü olmadan, kendi özel görüşlerini saklamadan, her noktada verilen sözlerle 4,5 yıl sonra elde edilen gerçek başarıları karşılaştırıyor, yürütülen muhtelif politikalardan sorumlu olanları ve yazım sürecinde birkaç kez görüştüğü ve orijinal görüşmelerden uzun alıntılar yaptığı Büyükşehir Belediye Başkanı’nı çalışma koşulları ve herhangi bir gecikme ya da yön değişikliğinin nedenleri hakkında sorguluyor.

Sonuç olarak, mülteciler konusunda İmamoğlu’nun kuşkusuz tartışmaya açık rakamlar (“2,5 milyon mülteci”, s. 353) kullanmasındaki dikkat eksikliğine üzülsek de bu kitap, tartışmaları zenginleştirmek ve ciddi, somut bir temel sağlamak ve her şeyden önce İstanbul’un “dürüst” yurttaşlarının son yıllarda İBB’de yapılanlar hakkında daha incelikli ve ayrıntılı bir görüş oluşturmasını sağlamak için doğru zamanda geldi. Ulusal, hatta uluslararası “büyük siyaset”in ezici ağırlığının İstanbul Büyükşehir Belediyesi olduğu bu devasa yönetim yapısında, saha düzeyinde, günlük bazda neler yapıldığına dair sağlam ve doyurucu ipuçları veriyor.

Melda Onur’un, bu her şeye rağmen büyüleyici metropolün yerel yönetimindeki karar verici aktörlere, partizanlığın tuzaklarına düşmeden, yaşamın çeşitliğine karşı coşkusunu, kırılgan gruplara karşı duyarlılığını ve titizliğini yitirmeden, bir yer, bir ses ve bir yüz vermesi çok değerli bir girişim.

Artık, bazen görünmez kalan/tutulan somut icraatlar hakkında tam bilgi sahibi olarak kendi kararını vermek, İstanbullu yurttaşlara kalıyor…


1. Ebedi İstanbul sevdalısı, öğretim üyesi, Toulouse Jean Jaurès Üniversitesi (https://univ-tlse2.academia.edu/PEROUSEJeanFran%C3%A7ois)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x